Üstadın verdiği bir derstir.
Ameliyata mecbur bir çocuğa annenin merhameti mi, yoksa doktorun neşteri mi şifa getirir, diye sorar.
Karşılığı birdir: Doktorun neşteri.
Ekonomik, hatta sosyo ekonomik problemlerin çözümüne böyle bakmak işin doğrusu..
**
İyi dilekler, temenniler sadece ve maalesef sadece algı oluşturuyor.
Çözüm problemin olduğu sahada..
Pratikte..
Yani uygulamada..
**
Erzurum’un sorunları o kadar net ki..
Bunun için bilimsel araştırmaya hacet yok.
Sorunlar ortada..
Poblemler net..
Ne panel, ne sempozyum ne de sekilerle bir yere varmak mümkün değil.
En azından bugüne kadar öyle oldu.
Oturumlar, toplantılarda dertleri dillendirirsiniz, vatandaş işitir de, sadece yarası iyice kanar.
O kadar
**
Mesele söz mü önemli, eylem mi?
Söz ise; ‘Kellim kellim la yenfa’
Yani sonuç doğurmuyor.
Bugüne dek hep öyle oldu.
Öyle de olur.
Sorunları ister üstten, ister alttan toplayın
Toplam değişmez.
Matematik kuralıdır.
Yer değiştirmeyle bir yere ulaşamazsınız.
Aritmetik onu söylüyor.
**
Temel meselesi göç Erzurum’un.
Durması için şehrin daha yaşanılır hale getirilmesi lazım.
İlacı Ekonomi Eczanesinde..
Göçün durması için çok özel yaklaşımlar gerekiyor.
Çok özel..
Erzurum’u sevmenin yolu da bu.
**
Erzurum’da sokakta kimi yolundan çevirip sorsanız ki, bu şehrin önceliği nedir?, ya da sorunları..
Emin olun hep aynı cevapları alırsınız.
Yani masalarda araştırmaya, defalarca konuşmaya hacet mi var?
Ancak..
**
Bu şehirde asgari ücretlinin ya da emeklinin birkaç kat üstü maaş alan akademisyenle, emeklinin, işçinin, işsizin, esnafın beklentileri farklı.
Yani sahada yokluk çekenlerin dertleri.
Sorunlara nereden ve hangi şartlarla baktığınız önemli.
Gerisi ahkam kesmek..
Varacağı nokta da açık..
**
Yokluk olunca, sofrada ekmek azalınca bazı şeyler diğerleşiyor.
Hatta kavramlar ve unvanlar bile..
Öylesine fena ki..
Mesela Aç Dadaş, ya da İşsiz dadaş..
‘Aç’ ve ‘işsiz’ zarflarını dadaş sıfatının, öznesinin önüne getiriyorsunuz hayatın gerçeğinde.
Yani yokluğun edebiyatı yok.
Yok..
**
Altında araba, kendine ait ev, iaşe ve ibateyi karşılayacak maaşınız varsa..
Yani sırtınız pek, karnınız toksa..
Bir ay sonrasında arabanızı değiştirmek için marka araştırıyorsanız.
Ya da hangi semtte yeni daire almayı..
Veya çocuğunuzu hangi özelde eğitmeyi..
Sorunlarınız da mevcut sorunlara da bakışınız hayatın gerçeğinden farklı olur..
Yani uçuk..
**
Bir haber:
Erzurum’da ekonomi temalı toplantılar.
E..
Konu Küresel sermaye..
E..
Soru şu: Mala davara zararı var mı?
Ya da faydası..
Mala davara zararı var mı?
**
Bu şehrin çoğu insanının hala çıkmadığı, görmediği kış turizmi merkezinden bakınca şehire, ışıklar görünür albenisi olan..
Işıklar..
Bir de şehrin içinden, mesela Emin Kurbundan, mesela Tosyadan bakın bir de..
Kışı ceketle atlatmaya çalışan adamla, kışı kayak için özleyenin tespiti, teşhisi aynı mı?
Evine ayda bir kilo et girmeyen, şu biten yazda çocuğuna şeftaliden üzüme meyva götüremeyen baba ile, cağı bilmem kaç liradan ayda birkaç defa kebap yiyebilenin, ısınmak için kombisi olanla soba tutuşturanın hali de, beklentileri de, tespitleri de farklı..
Ne ki..
Herkesin katıldığı bir gerçek var..
Herkesin..
Erzurum’da göç ilk ve değişmez temel sorun..
Nüfus düşüyor, nüfuz azalıyor.
**
Erzurum gibi bir kültür ya da müteddeyyin nüfus yoğunluğunun olduğu bir şehirde, kurulan Pazar sonralarına bakın.
Allah için bakın..
Pazarcıların mesai sonrası döktüğü çürük sebze ve meyve toplayanları göreceksiniz.
Hem de Erzurum gibi bir şehirde..
Hem de..
Şehir içi otobüs parası olmadığı için, ya da ‘o parayı başka bir ihtiyaca harcarım’ düşüncesi içinde gideceği yere yaya ulaşanlara bakın..
Ucuz ekmek kuyruğunda olanlara..
Bir şeyler bulmak için çöpleri karıştıranlara..
Allah için bakın..
Allah için..
**
Erzurumlunun en sevmediği şey nedir, bilir misiniz?
Bilirsiniz elbette..
Kula kul olmak..
Alan el olmak..
Ya da başkasından yardım almak, ayakları üstünde duramamak..
Dadaşlığa terstir..
Dadaş yardım almayı değil paylaşmayı ve dayanışmayı sever, ister.
Dadaşlığın ‘raconu’ budur.
Sosyal yardım kurumları önünde yardım beklemeyi değil, sofra kurup insanları ağırlamayı sever dadaş.
**
Birinden borç alırken, ya da yardım isterken alnı terleyen, yüreği kanayan insan tipidir dadaş.
Sözü boğazına düğümlenen..
Gözünden yaş düşen.
Başkasının eline bakmak, başkasının evinden kapısına gelecek yardımı beklemek dadaş işi değildir..
Ama gerçekler..
Ama gerçekler..
**
Bakmayın caddelerin, apartman önlerinin lüks arabalarla doluluğuna..
Herkesin elindeki ceplere..
Konut satışlarındaki artışa..
Bakmayın..
Bu sizi ehli insaf olmaktan alı koyar..
Oysa dadaş ehli dildir..
Ve gerçek Nef’i’nin beyanıyla:
‘Ehl-i dildir diyemem sînesi sâf olmayana
Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil’..
Öyle midir?
**
Bu şehirde göçü tetikleyen derin bir yoksulluğun yaşandığı yerler, yaşayan aileler var.
Derin sükuta mecbur..
Ve en acısı..
‘Yaşamak yalvarmaya değmez’ anlayışında olanların çoğunluğu..
Ya da sual: Yaşamak yalvarmaya değer mi?
Değer mi..
**
Matematiksel doğru: ‘Göç gücü götürür’..
Ekmek bulmayana pasta yemeyi tavsiyenin faydası yok
İlla ki..
Göç ve Güç..
Mesele bu..
**
Sorunları ayrı ayrı yazmayı sürdüreceğiz..
Problemleri siyaset üstü görenlerle..
Göçün gücü götürdüğü gerçeğini paylaşanlarla..
‘Alan el olmak’ yerine ‘veren el’ olmak isteyenlerin sesi olarak..
Helal kazancı öncelikleyenlerin, kul hakkından korkanların, mahşer gününde hesap verileceği gerçeğine inananlarla..
İnanmayanlarla işimiz yok zaten..
Yok..
**
Değişmeyen, ebedi talep:
‘İyyâke na'budü ve iyâke nesteîn’
Amin..
Amin..